8 Şubat 2013 Cuma

Aylık ''THE CARRIE DIARIES'' Raporu


Henüz Türkiye’de 12 Şubat Salı 21’de CNBC-e’de yayınlanmaya başlayacak olan yeni dizi The Carrie Diaries her ay blogumuzda CNBC-e Dergi sayılarındaki yazılarıyla sizlerle birlikte olacak.


THE CARRIE DIARIES
Gençlik başımda duman

   Sex and the City’nin Carrie Bradshaw’unun gençlik günlerine odaklanan THE CARRIE DIARIES, 80’lerin New York’unun taraflardan biri olduğu müthiş bir aşk hikâyesi anlatıyor. 30 ve 40’larındaki Carrie’yi tanıyorsunuz, peki onu 16 yaşında hayal edebiliyor musunuz?


   Dostları olmadan nefes almayan, ayakkabı alışverişinde rakip tanımayan, gardırobuyla büyük aşk yaşayan, hayalleri süsleyen dairesinde diz üstü bilgisayarının başına çöküp ilişkiler üzerine hınzır yazılar yazan ve her nasılsa bu işten kazandığı parayla Jimmy Choo ve Manolo Blahnik marka ayakkabılar alabilen Manhattan’ın prensesi, TV tarihinin en popüler kadın karakteri Carrie Brandshaw’un her şeyi vardı. Gözle örünün elle tutulur bir geçmiş dışında. Sex and the City, The O.C. ve Gossip Girl  gibi projelerde harikalar yaratan Amy Harris, Stephanie Savage ve Josh Schwartz’ın liderliğindeki güçlü ekip kolları sıvamış durumda. THE CARRIE DIARIES, sizi Sex and the City’nin Carrie Bradshaw’unun 80’lerdeki gençlik dönemine ve en önemlisi de kutsal tapınağı Manhattan ile tanışma hikayesine götürüyor.
   Sex and the City’nin altı sezonu boyunca Carrie Bradshaw, tepeden tırnağa Yukarı Doğu Yakası’na ait bir karakter olarak yer etti akıllarda. Mutlaka bir yerlerde bıraktığı bir geçmişi vardı, ama Sex and the City izleyicisi için Carrie’yi Manhattan olmadan hayal etmek zaten imkansızdı. Manhattan’da doğmadığını çok iyi biliyorduk, küçük bir kasabadan taşınmıştı ‘‘kutsal şehre’’. Ama o küçük kasabada neler yaptığını, kimlere aşık olduğunu, en önemlisi de neler giydiği bilinmezliğini koruyordu. Ta ki bugüne kadar.



KASABALI CARRIE
   THE CARRIE DIARIES hakkında bilmeniz gereken ilk şey, bir Sex and the City taklidi olmadığı. Sex and the City kitabının yazara Candace Bushnell, efsaneye ve elbette Carrie Bradshaw karakterine saygısını sunmasına ve yer yer gönderme de yapmasına rağmen, aslında orijinal bir hikaye ve orijinal bir karakter yaratmış. 19 yaşındaki AnnaSophia Robb’un canlandırdığı Carrie, Sarah Jessica Parker’ın canlandırdığı karakterden izler taşımakla beraber, onun bir ikizi değil. Kendine ve elbette yşına özgü farklılıklar taşıyor. Başta annesini henüz kaybetmiş bir küçük kasaba kızı olarak tanıdığımız Carrie’nin dönüşümünü, tıpkı Smallville’de Clark Kent’in yaşadığı dönüşüm gibi aşama aşama gerçekleşleşecek. Hepimizin tanıdığı Carrie’nin büyük badireler atlatması gerekecek. İşin zevki de burada zaten.
   Sex and the City’nin başında 30’larında olan Carrie Bradshaw, THE CARRIE DIARIES’te tam 16 yaşında. Yıl 1984 ve moda tamamen kendine özgü, sıradışı bir çağa adım atmış durumda. Carrie ise 80’lerin uçarı dünyasında, bir yandan henüz kaybettiği annesinin acısını yaşarken bir yandan da lisenin son yılını sağ salim atlatabilmenin derdinde. Elbette iyi dostlar, yeni bir aşk veaşırı korumacı bir babanın eşliğinde. Dizi, kurmaca bir kasaba olan Castlebury’de, Carrie’nin lisedeki son yılının ilk gününde başlıyor ve Carrie’nin Manhattan’daki bir hukuk firmasında stajyer olarak işe başlamasıyla yavaş yavaş şehre taşınıyor.



80’LER BAŞROLDE
   New York, tıpkı Sex and the City için olduğu gibi, THE CARRIE DIARIES için de çarpıcı bir arka plan konumunda. Carrie ile New York arasındaki aşk ilişkisinin ilk günlerine ışınlanmak, birbirine hala delicesine aşık bir çiftin cicim aylarını seyretmek gibi. Güzel haber şu ki, Sex and the City’yi hiç izlememiş ve belkide izleyip sevmemiş olsanız bile, 80’lerin en parlak döneminde yaşanan bu gençlik macerasına gönlünüzce ortak olabilirsiniz. Bu, teslim aldığı miras sayesinde, her yaştan izleyiciyi ekran başına toplayacak güçteki nadir gençlik dizilerinden biri. Bu ayrıcalığın tadını çıkarın.



GENÇ CARRIE’YI YARATMAK
   Merak etmeyin, Sarah Jessica Parker’ı lise sıralarında görmeyeceksiniz. Genç Carrie’yi yaratmak için resme daha yukarıdan bakmak gerekiyor.

1.adım: İYİ BİR EKİP
   Sanki 30’unda dünyaya gelmiş, hiç genç olmamış bir karakterin geçmişine dönmek, birçok yapımcıyı ürkütebilir, ama The O.C. , Chuck ve Gossip Girl’ün arkasındaki yetenek Josh Schwartz’ı değil. Özellikle de gençlik dizileri konusunda hayli deneyimli olan ortağı Stephenie Savage ve Sex and the City ile THE CARRIE DIARIES kitaplarının yazarı Candace Bushnell’i yanına katmışken…



2.adım: DAHA GENÇ BİR HEDEF KİTLE
   Bushnell’in eserini TV’ye uyarlamak için kolları sıvayan ekibin ana amacı, bir zamanlar Sex and the City ‘yi izleyen şimdilerin 30’larındaki kadınların Carrie’ye dair yeni bir malzeme sunmanın yanı sıra, Carrie Bradshaw’a değil de The Hunger Games’ten Katniss Everdeen’e veya Twilight’tan Bella Swan’a aşina olan gençleri, farklı bir kulvarda hakimiyetini ilan etmiş, güçlü bir kadın karakterle tanıştırmak.



3.adım: MODA, MANHATTAN, 80’LER VE YENİ KARAKTERLER
  Dizinin uyarlandığı kitabın yazarı Candace Bushnell, yaşı ilerledikçe kafasındaki aile kavramının dönüşüm geçirdiğini fark ettiğini söylüyor. Sex and the City yıllarında Carrie’nin gerçek ailesini hiç merak etmezken, 2000’lerde daha duygusal bakış açısıyla, karakterinin geçmişini keşfe dalmış. Kitapta Sex and the City karakerlerinden sadece Samantha’ya rastlıyoruz. Charlotte ve Miranda’dan eser yok, zira onlar Carrie’nin sonraki New York hayatının parçaları. Bu da dizideki genç Carrie için yepyeni dostlar demek.


KIM BU KIZ?


   Genç Carrie’yi ete kemiğe büründürmek gibi ağır bir yükün altına giren AnnaSophia Robb, karakteri yeniden yaratmak konusunda kararlı. İşte THE  CARRIE DIARIES dünyasına girmeden önce Robb hakkında bilmeniz gerekenler…

ROLÜ NASIL KAPTI?
   Menajeri seçmelere katılmasını tavsiye ettiğinde, bir diziye bağlanma fikrinden hoşlanmayan ve Stanford Üniversitesi’nden kabul aldığı için eğitimine devam etmeyi düşünen Robb, senaryoyu ookuyunca Carrie’nin sıradan bir karakter olmadığını anlamış. 500’ün üzerinde genç kızın katıldığı seçmelerde AnnaSophia Robb’ı öne çıkaran zarafeti, zekası, mizah anlayışı ve empati kurma yeteneği olmuş.

ONU NEREDEN TANIYORUZ?
   İlk kez 11 yaşında kamera karşısına geçen Robb, büyük çıkışını Tim Burton filmi Charlie and the Chocolate Factory’de Johnny Depp’in yanı başında yaptı. Bridge to Terebithia, Charlize Theron’la birlikte rol aldığı Sleepwalking ve başrolünde oynadığı Soul Surfer sayesinde çocuk oyuncu travmasına girmeden sağ salim bu yaşa kadar gelmeyi başardı.



EN SEVDİĞİ SEX AND THE CITY BÖLÜMÜ
   Yaşı itibarıyla dizinin altın yıllarına yetişemeyen Robb, Carrie rolünü kapınca Sex and the City’nin altı sezonunu büyük bir zevkle izlemeye başlamış. En sevdiği bölüm sorulduğunda, hiç duraksamadan ‘‘Carrie’nin yatakta gaz çıkardığı bölüm’’ diyor. ‘‘Bu bir kadının başına gelebilecek en kötü şeylerden biri bence. Dizinin, karakterleri her zaman mükemmel gösterme çabasında olmadığını görmek çok hoşuma gitti. Carrie kolayca özdeşlecebileceğiniz bir karakter.’’



MODA ANLAYIŞI
   Lisede ünlü oyuncu muamelesi görmeyen Robb, sıradan bir lise hayatı geçirdiği için ne giydiğine çok dikkat etmemiş. Bol sweatshirt’ler, eşofman altları ve hantal botlarla gezen Robb, çok şık olmayı düşlediğini inkar etmiyor. ‘‘Bu dizi, benim için bir rüyanın gerçeğe dönüşmesi gibi.’’

ALIŞVERİŞ ALIŞKANLIKLARI
   Online alışverişi yeni yeni keşfetmeye başlayan Robb, tıpkı karakteri Carrie gibi New york’a yeni taşındığı için, bütün şehri dev bir alışveriş merkezi gibi gördüğünü söylüyor. Online alışverişten ziyade, giysileri dokunarak seçmenin daha verimli sonuç verdiğini belirten oyuncu, özellikle Brooklyn’deki vintage mağazalarda kaybolmanın verdiği keyfi hiçbir şeye değişmem diyenlerden.


GERÇEK CARRIE BRADSHAW KONUŞTU
   Genç oyunca AnnaSophia Robb ile henüz yüz yüze görüşme fırsatı bulamayan Sarah Jessica Parker, THE CARRIE DIARIES başlamadan önce yeni Carrie’ye başarılar dileyen bir mektup göndermiş. Robb, bu mektubun kendisine moral verdiğini söylüyor. Bugünlerde Parker’a en sık yönetilen soru iseRobb’a nasıl bir öğüt vereceği. ‘‘Ona hiçbir konuda öğüt veremem, bu birine annelik ya da aşk konusunda öğüt vermek gibi bir şey olur. Carrie’yi oynamak kendine özgü bir deneyim, role çok uygun bir oyuncuyla çalıştıklarına eminim.’’

80’LERIN CARRIE’SI
   Genç Carrie, henüz bir lise öğrencisi olsa da Manhattan’da şık gezmeyi kafasına koymuş anlaşılan. İşte Carrie’nin 80’ler şıklığından manzaralar…

   Tasarım ekibi Carrie’yi giydirirken onu herhangi bir 80’ler kızı gibi göstermemek için büyük çaba sarfetmiş. 80’lere uyum sağlayacak, ama bir alışveriş canavarı veya MTV kızı gibi görünmeyecek, kendine has tarzı olan bir karakter yaratmak istemişler.


   Annesi ölünce onun gardırobunun kapılarını aralayan Carrie, bulduğu 60’lar ve 70’lerden kalma parçaları, 80’ler atmosferine kazandırmayı kendine bir borç biliyor. Kanıtlar için yukarıdaki görsele bir göz atın.




   Gossip Girl’ün ünü sayesinde birçok mühim tasarımcıyla tanışma fırsatı yakalayan THE  CARRIE DIARIES ekibi halinden çok memnun. Valentinno, Dior ve Marc Jacobs bu tasarımcılardan sadece birkaçı.


   Şimdilerde de moda olan diz altı çizmeler, 80’lerin de en gözde trendlerinden biriydi. Tabii üzerine çılgın renkte bir pantolon ve muhakkak vatkalı bir ceket giymek şartıyla.


   Pullu parlak elbiseler, leopar desenli ceketler ve yine göz alıcı renkte ayakkabılar, Carrie’nin 80’lerdeki ‘‘üniformalarından’’ biri. Bu tarz şıklığı 2000’lerde rahatça taşıyacağınızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Ne de olsa 80’ler bir süredir 2000’lerde yaşıyor.